Tarım Sorununa Giriş

Yeni bir girişimim sebebiyle bir süredir tarım sektörüyle ilgilenmekteyim. Sektörün çok problemlerinden bahsediliyordu, bunları bizatihi görme fırsatım oldu. Bu tecrübelerimi buraya not almak istiyorum.

  1. Tarım alanlarının imara açılması: Atalarımız evlerini bir tepeye yapar, tepenin eteklerindeki düzlüğü ise tarım alanı olarak kullanırdı. Anadoluyu gezin, bunu göreceksiniz. Kimse daha güzel bir evim ve bahçem olsun diye o düzlükleri ev için kullanmazdı. Bu basit bir hassasiyetti. Emlak sektörünün hükümet politikası olarak desteklenmesi nedeniyle bir arazinin tarım üretim değeri emlak değerinin altına düşmüştür. Bu nedenle mirasçı toprak sahipleri tarım arazilerini bir şekilde imara açtırıp müteahhite vermektedir. Tarım arazilerinin imara açılmasının önünde yasal engeller var gibi gözüküyor ancak belediyede rüşveti veren işini bir şekilde görüyor.
  2. Toprakların bölünmesi: Tarım toprakları kuşaktan kuşağa miras kalırken sürekli küçülmüş ve artık rant üretmekten uzaklaşmıştır. Arazi küçük olduğu için birim maliyetler artmıştır. Ticarette hacimli alışverişin önemi büyüktür. Toprakların belli alanın altına düşecekse artık bölünememesi, pay sahiplerinin toprakta değil gelirinde pay sahibi olması gerekmektedir. Bunun için araziler için hisse senedi çıkartılabilir, kardeşler araziye değil hisse senetlerine sahip olurlar. Araziyi ise işletmek isteyen kardeş veya bir şirket işletir. İşletme giderleri ve servis bedeli işletene verildikten sonra kalan kar hisseler oranında taksim edilir.
  3. İşsiz üniversiteliler sorunu: Bu sorun sadece tarımın değil bütün sektörlerin sorunudur. Türkiye’nin her yerinde tabela üniversiteleri oluşturuldu ve üniversiteye girişler çok kolay hale geldi. Herkes üniversite mezunu oldu. Ara eleman ihtiyacı şu an karşılanamıyor. Üniversite okumuş yeni nesil tarım işçisi olmak istemiyor. Toprağı işletip yıllık 100.000 TL kazanmak yerine herhangi bir yerde asgari ücretle çalışmayı tercih ediyor. Pek çok fabrika 3 yıllık bir mühendise verilen maaşı teklif ettiği halde kaynak ustası bulamıyor. Herkes okumuş, herkes müdür olmak istiyor. Oysa okuduğu işi de tam bilmiyor. Anadolunun ortasında bir yerde suyu görmeden turizm okuyor, bir kasabada turist bile görmeden uluslararası ilişkiler okuyor. Yani ne usta olabiliyor, ne de müdürlüğü hakedecek bilgiye sahip olabiliyor. İşte bu yüzden üniversite mezunları boşta geziyor. Bu sorun aynı şekilde tarıma da yansıyor. Babasının 50 dönüm arazisi var köyde, şehirde gelmiş benden 2000 TL maaşla iş istiyor. Kazandığını da kiraya şuna buna verecek. Paralı köleliği tarım üreticiliğine tercih ediyor.
  4. Devletin politikası ve planlaması yok: Devlet bir strateji belirleyip sektörü ona göre yönlendirmelidir. Örneğin Akdeniz’i narenciye merkezi yapacağız dersin, ona göre planlama yaparsın. Strateji yok, herkes kafasına göre birşey ekiyor toprağına. Ekilenin dünya pazarındaki yeri nedir, başka birşey ekseydi daha mı karlı olurdu vs… bütün bunlardan habersiz. Öyle ki bir yıl marul çok para etse ertesi yıl herkes salatalığını domatesini söküp marul ekiyor. Arz fazlası çıktığı için toplayıp çöpe atıyor. Devlet ne kadar tarım arazisi var, nerde ne ekilmeli, iç ve dış pazarın neye ne kadar ihtiyacı var, dış rakipler kimler, rakipler ne kadar üretiyor vs… Bütün bunları çiftçi bilemez. Devletin bunları araştırıp çiftçileri yönlendirmesi lazım. 1 ton domates lazımsa 2 ton üretilmesine engel olmalı.
  5. Çok aracılı kapalı mafyatik yapı: Tarım sektörü bizim IT sektörü gibi açık bir sektör değil. Mafyatik yapılanmalar var ve bu yapılanmaların tekelini kırmak mümkün değil. Üretici bunlara mahkum ediliyor. Alış fiyatını da onlar belirliyor, satış fiyatını da. Spekülasyon yapıyorlar. Çiftçi mahkum ediliği için çaresiz onların belirlediği fiyattan satıyor. Devlet de bu mafyatik yapıyı kanunlarıyla destekliyor. Pazarın şeffaflaşmasına engel oluyor. Üreticiden sonra mal hal, komisyoncu ve tüccara gidiyor. Ordan satılacağı pazardaki hale geliyor. Ordan tekrar komisyoncu ve toptancılara gidiyor. Ordan perakendeciye. Bu zincirdeki herkes üreticinin sırtına basıyor. En altta üreticinin canı çıkıyor. Zinciri kırmak isterseniz karşınızda kanunları ve mafyatik yapıları görürsünüz. Online gıda satışı bu zinciri kırmaktadır ve ben de bu problemi adreslemek üzere Meyvemeyve girişimini başlattım.
  6. Tembellik: Köylerde ciddi bir tembellik var. Azıcık kazancı olan yan gelip yatıyor. Zaten köy yerinde az bir gelir, iyi bir hayat yaşamak için yeterli oluyor.  Öte yandan devletin sosyal yardımlarından yararlanan 10 milyondan fazla insan var. İnsanlar devlete bağımlı dilenciler gibi yaşıyor. Sosyal devlet olmak, imkanı olup da çalışmayana hazır maaşa bağlamak değildir. Kültürel bir yozlaşmanın sonucu olarak tembellik, dilencilik, hazır yeme, emeksiz yeme gibi bozukluklar tarım üretiminin önünde çok büyük bir engel oluşturmuştur. Adamın bağındaki ot bir ineği bütün kış doyuracak kadar var. Ancak inekle uğraşmak yerine emekli maaşı yemek ona daha tatlı gelmektedir.
  7. Girdi maliyetlerindeki artış: Tarım ürünlerinin fiyatı son 10 yıldır bakılacak olursa çok fazla artmamıştır. Ancak üretimde girdi olarak kullanılan su, elektrik, ilaç, mazot, işçilik ücretleri çok fazla artmıştır. Dolaysıyla satış fiyatları ciddi artış göstermezken üretim maliyetleri ciddi artış göstermiştir. Bunun sebebi daha evvel bahsettiğimiz mafyatik kapalı pazar olması, plansız üretim, aracıların fahiş kazançları ve ithal mallara karşı yerli üreticinin korunmamasıdır. Kapalı yapı nedeniyle çiftçi ürününün fiyatını belirleyememektedir. İthal ürünlerin serbest dolaşması nedeniyle de fiyat baskısı oluşmaktadır. Tüketicinin kilosunu 2 TL’ye aldığı bir ürünü üretici muhtemelen 40 veya 50 kuruşa satmaktadır. Çoğu kez ürünün toplam geliri o ürünü tarladan toplamak için harcanacak işçilik ücretini karşılamamaktadır. Çiftçi ürünü dalında bırakmaktadır. Yada dökmektedir. Tarımda gelir gideri karşılayamadığı için çiftçi günden günde daha gönülsüz olmaktadır.
  8. Üretici zayıf, satıcılar güçlü: Milyonlarca organize olamayan üreticiye karşı bir elin 10 parmağını geçmeyen gıda firması var. Dolaysıyla üreticinin rekabet gücü yokken, birkaç gıda firması tekel oluşturmuş piyasa şartlarını istedikleri gibi belirleyebilmektedir. Merkeziyetçi devletlerin bu işine gelmektedir. Sektörü 4-5 firma üzerinden kontrol etmektedir. Baskı kuracağı zaman bu 4-5 firmaya baskı kurması yetiyor. Vergiyi bu 4-5 firmadan toplamak daha kolay. Milyonlarca çiftçiyi kontrol etmesi zor olacağı için devlet de bu tekel firmaları desteklemektedir.

Her sorun aslında çözümün de ne olduğunu anlatmaktadır. Bir ülkenin mutlak bağımsızlığı için iki alanda kendi kendine yetmesi gerekir.

1- Tarım
2- Savunma.

O nedenle bazı şeyleri serbest piyasa ekonomisi değerleriyle ölçmemek lazım. Yurtdışından domates daha ucuza geliyorsa tüketici neden yurtiçindekini yesin? Emekli maaşı bana yetiyorsa niye inek bakıyım? Bunlar serbest ekonomi mantığıyla doğru sorular. Ancak herhangi bir kriz anında, ambargo anında paranın yenmediğini göreceğiz, keşke 100 dolar banknot yerine bir bardak sütüm olsaydı diyeceğiz. O nedenle üretici tüccara, tarım piyasaya feda edilmemelidir. Üretici yukarıdaki serbest piyasa mantığını yürütecektir, yürütmelidir de. Burada görev devlete düşmektedir, çiftçiye değil.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s